Gündem yaratacak sözler: "Terk edilmiş mantığın ürünü"

Gündem yaratacak sözler: "Terk edilmiş mantığın ürünü"
22 Mayıs 2017 Pazartesi 17:10

Timuçin ÖZAT/ Yenihaber

ZOKEV tarafından Çaycuma’da düzenlenen sempozyumun açış konuşmasını yapan Prof. Dr. İlhan Tekeli; “19. yüzyılın sonunda insanların doğayla ilişki kurma problemi bir mühendislik projesi mantığıyla ele alındı. 1960’larda buna bir de kalkınma mantığı eklendi. Bu iki mantık yan yana geldi, Filyos Projesi’ni üretti. Ancak bugün mühendislik mantığı çok yüksek prestijli bir mantık değil. Yüksek prestij sahibi olan ekoloji mantığıdır. Zonguldak’ın kalkınma problemini ekoloji mantığıyla çözme becerisi göstermemiz gerekiyor” dedi.

Haber merkezi - Zonguldak’la ilgili ilk bölgesel kalkınma planını hazırlayan Prof. Dr. İlhan Tekeli, Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı (ZOKEV) tarafından Çaycuma ilçesinde düzenlenen, “Ekolojik ve Ekonomik Sürdürülebilirlik Açısından Filyos Vadisi Sempozyumu”nun açılış konuşmasında, bölgemiz için  çok değerli açıklamalarda bulundu. Konuşmasına,  “1960-1964 yılları arasında ‘Zonguldak Bölge Planı’ için çalışma yapmıştım. Bu 53-54 yıllık eski bir olay. Biraz nostaljik yanı da var” diyerek başlayan Tekeli, “Bu nedenle arkadaşların teklifini kabul ederek buraya geldim. Zonguldak’ın gelişim süreci 19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren nitelik değiştiriyor. Ben o zamandan günümüze kadar olan süreci anlatıp, içine de bölgesel planlama faaliyetlerini yerleştireceğim. Ereğli’den Sinop’a kadar uzanan ve tarihte Paflagonya denen bölge, 16. ve 17. yüzyıllarda mütevazı bir ekonomiye sahipti. Üstü ormanlık, kıyısında küçük liman yerleşmeleri olan bölgede ormana dayalı olarak ahşap tekne yapımcılığı gelişti. Biraz da orada yaşayanları besleyecek kadar bir tarım yapılıyordu. 18. yüzyılda ayanlar, kereste üzerinden dış dünya ile ticaret geliştirmeye çalıştı. Safranbolu’nun oluşumu, oradaki evler bu dönemin sonucudur. Bölgenin öyküsünü değiştiren esas büyük olaysa 1829’da kömürün bulunmasıdır” dedi.

DİLAVER PAŞA NİZAMNAMESİ BÖLGENİN KADERİNİ BELİRLEDİ

Zonguldak bölgesinin kömür madeniyle başlayan değişim öyküsünü anlatan Tekeli, “Dünyanın 3. büyük donanmasını kuran ve madenleri Hazine-i Hassa eliyle yöneten Padişah Abdülmecit, donanmanın kömür ihtiyacı nedeniyle Zonguldak’a büyük önem verdi. 1865’te Bahriye Nezaretine devredilen havza için 1867’de çıkarılan Dilaver Paşa Nizamnamesi, bölgenin sosyal yapısı gibi Zonguldak’ın kaderini de belirledi.  Dilaver Paşa Nizamnamesi bir anlamda bölgenin emek sorunuyla yüzleşmesini de sağladı. Nizamname havzaya teknik, hukuksal ve yönetsel bir çerçeve kazandırılarak maden civarında yaşayanlara zorunlu çalışma yükümlülüğü getirildi. Bölgede nitelikli iş gücü olmadığı için Sırbistan ve Karadağ’dan işçi getirilerek havza işletilmeye çalışıldı. 1892’de havzada yabancı şirketlere çalışma izni verildi. Fransızların Ereğli şirketi, mendirek, lavuar gibi kimi tesisleri yaptırarak bir anlamda madenciliğin altyapısını kurdu. Bu gelişmeler sonucunda Zonguldak, 1899’da kaza statüsü kazandı. 1910’da yine buraların kaderini değiştiren bir gelişme yaşandı, Teskere-i Samiye yayımlanarak bölgede özel mülkiyete yasaklandı. Teskere-i Samiye ile gelişmeyle mülkiyet arasında çatışma da yapılanmaya çalışıldı. Birinci Dünya Savaşı yıllarında, havzada yavaş yavaş milli şirketler işletmecilik yapmaya başladı. 1920’de, havzanın, Ankara hükümetinin denetimine geçmesiyle ilk emek kanunu çıkarıldı. 1921 tarihli Ereğli Havzai Fahmiyesi Maden Amelesinin Hukukuna Müteallik Kanun’la ilk defa işçi hakları tanındı, çalışma süreleri sekiz saatle sınırlandı” diyerek konuşmasını sürdürdü.

PLANLANAN ZONGULDAK ARİFİYE DEMİRYOLU YAPILAMADI

Konuşmasında Kardemir’in büyük güçlerin ardından dünyada kurulan ilk demir çelik fabrikası olduğunu da anlatan Tekeli, “Cumhuriyet ilan edildiğinde Zonguldak kömür havzası, modern ekonomiye hizmet edecek tek enerji kaynağı olarak öne çıktı. Burada münavebeli işçilik esas alınarak sosyal yapı belirlendi. İşçi daha sonra Karabük’te de yapıldığı gibi köyde tutulmaya çalışıldı. Bunun iki gerekçesi vardı. Birincisi sağlık. Münavebeli işçi daha kısa süreli çalıştığı için daha az yıpranır diye umut ediliyordu. Diğer yandan da, yarı işçi yarı köylü gibi başka hiçbir örneği olmayan sosyal yapıyla işçi hareketlerinden uzak kalınmaya çalışılıyordu. Cumhuriyet’le birlikte kömüre bakış açısı da değişerek kömürün demir-çelikle ilişkisi kuruldu. Cumhuriyet çok erken tarihte, 1926’da, demir sanayinin tesisine dair 786 sayılı kanunu çıkardı. Dünyada ilk defa büyük güçlerin dışında bir ülke demir çelik sanayi kurmaya çalışıyordu. Bu Batı dünyasında çok kızılan bir şeydi. 1933’de Londra’da dünya krizi için yapılan bir konferansta, Türkiye’nin bu kararı eleştirilmekle kalmadı, adeta günah keçisi ilan edilerek krizin sorumlusu ilan edildi. Ancak Türkiye vaz geçmedi. Avusturyalı bir metalürji mühendisine proje yaptırıldı. Bu bakış açısıyla sadece yakımlık bir malzeme olarak bakan Osmanlı’dan farklı olarak, kömürün endüstri ile bağı kurudu. Irmak-Zonguldak demiryolu yapıldı. Madeni iç pazara bağlayan bu hatla birlikte planlanan Arifiye-Amasya hattı ne yazık ki yapılmadı. Bu yapılmış olsaydı, buradaki gelişmelerin bölge içindeki etkisi büyüyecek, buraların kaderi değişecekti. Ancak ne yazık ki uygulanamadı” şeklinde konuştu.

Tekeli sözlerine ,”Yine ilginç bir gelişme 1930’lu yılların ortasında çıkıyor. O yıllarda yapılan 1. Sanayi Planı’nda 20 proje yapılıyor, Bu plan uygulanırken 2. plan yapılıyor. Kömür madeni burada farklı bir kurguya kavuşuyor.  Entelektüel geri planında Şevket Süreyya’nın bulunduğu bu plan Sovyetlerden etkileniyor. Plan tıpkı Sovyetlerde olduğu gibi enerji bölgeleri oluşturmayı amaçlıyor. Bu enerji odağının etrafında da sanayinin geliştirilmesi düşünülüyor. Buna göre biri Zonguldak diğeri daha sonra Garp Linyitleri İşletmesi adını alan Soma Tavşanlı ekseni olmak üzere iki enerji odağı üzerinde ekonominin örgütlenmesi amaçlanıyor. Bu planlamanın da çerçevesini uygun hale getiriyor. Zonguldak’ın planlanma sürecini arkasında Sovyet deneyimi olan bu zihniyet değişikliğinde aramak gerekiyor” diyerek devam etti.

MİTHAT YENEL, BURAYA İLİŞKİN BİR TÜR BÖLGE PLANI YAPTI

Zonguldak’ın yakın tarihi üzerine de değinilerde bulunan Tekeli, “1939’da Karabük Demir-Çelik Fabrikası açıldı. İngilizlerin yanlış fizibilite çalışması nedeniyle ikinci fırını on yıl çalışmamasına karşın Türkiye 2. Dünya Savaşı yıllarına demir-çelik fabrikası sahibi olarak girdi. 1940’da havzanın millileştirilmesiyle birlikte Mithat Yenel yeni maden faaliyetlerinin mastır çalışmasını yaparken, buraya ilişkin bir tür bölge planı da yaptı. 2. Dünya Savaşı bittiğinde buranın daha sonraki ekonomisindeki sorunların temeli açığa çıktı. O yıllarda maden ve demir-çelik hâlâ dominant bir sektör olarak ekonomiyi belirliyordu. Maden nedeniyle kent üzerinde özel mülkiyetin teşekkül edemediği bu kurumsal yapı, kentleşmeyi de dizginledi. Bu durum çok hareketli olmayan bir sosyal yapıyı ortaya çıkardı. Savaş sonrasında ÇATES kuruldu. Liman sistemini geliştirmek isteyen Türkiye 1948’de Ereğli, 1953’de de Zonguldak limanını yaptı. 60’lı yıllarda Zonguldak Türkiye’nin alan olarak %1’ini kapsarken, ekonominin %2’sini kapsıyordu. Bugün milli gelirdeki payı %1’in altındadır. Kentteki gerileme burada çok rahat görülebilmektedir” şeklinde cümleler kurdu.

HENÜZ ÖĞRENCİYKEN ZONGULDAK ÖN PLANI’NI HAZIRLAYAN EKİBİN BAŞINA GETİRİLDİM

İlk planlama sürecine ilişkin görüşlerini açıklayan Tekeli, “1958 yılında İmar İskân Bakanlığı içinde bölge planlama dairesi kuruluyor. DPT’nin de 5 yıllık planlamalar hazırlamaya başladığı dönemde, Zonguldak planı gündeme geldi. Ereğli Demir çelik Fabrikasının anlaşmasının yapıldığı o yıllarda önce Ereğli’nin incelenmesi istendi. Başına Tuğrul Akçora’nın olduğu ekip Mübeccel Kıray’ı da özendirerek, ‘Ereğli Sanayi Kenti Olmadan Önce Bir Balıkçı Kasabasıydı’ kitabının yazılmasını sağladı. Daha sonra Ereğli merkezli plan yerine tüm bölgenin planlanması istendi. Ben o sırada ODTÜ’de öğrenciydim. 25 yaşlarındaki şehir ve planlama öğrencisi olarak beni başına getirdiler ama planlamanın ne olduğunu bile bilmiyordum. Kimi yabancı kaynakları okuyarak danışmanlarımızla birlikte bir metot geliştirmeye çalıştık. Plana yeniden baktım. Fena da yapmamışız. İçinde bugünkü planlardan farklı olarak çok detaylı bilgi var. Bugünkü planlar o ayrıntıda yapılmıyor” ifadelerine yer verdi.

Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış.

ÖNEMLİ UYARI

İçeriğinde, habere konu olan kişiler, üçüncü kişiler ve haber sahipleri hakkında tehdit, küfür, hakaret, karalayıcı ve maksadını aşan yorumların yayınına izin verilmez. Bu tür yorumlarda bulunanlar için Türk Ceza Kanunu'nun 125. ve 126 maddelerinin ilgili hükümlerine göre ceza davası açılabilir. İçeriğinde bu unsurları barındıran yayınına izin verilmiş ya verilmemiş yorumlar, yorumun gönderildiği IP adresleri ile birlikte, gerektiğinde, ilgili adli ve idari makamlar veya birimler tarafından talep edildiğinde yasa hükümleri gereği söz konusu makamlar ya da idari birimlere iletilir. Okurlara ait bu tür yorumlarda kuruluşumuz mesuliyet ve yasal sorumluluk kabul etmez. Yorumlarınızda bu noktaya hassasiyet gösterdiğiniz için teşekkür ederiz.

Yorum Yaz